RSS

Yazar Arşivi: .

. hakkında

.

Emniyet ve MiT’ten uyarı: Sol örgütler eylem hazırlığında

İstanbul Emniyet Müdürlüğü

MİT ve Emniyet’in raporlarına göre sol örgütler, Dünya Bankası toplantılarını sabote etmek için ciddi hazırlıklar yaptı.

İstanbul’da bir gazetecinin IMF Başkanı Kahn’a ayakkabısını fırlatmasının yankıları sürerken, güvenlik birimleri 5-6 Ekim tarihlerindeki IMF-Dünya Bankası Toplantıları için alarma geçti. MİT ve Emniyet’in raporlarına göre sol örgütler, toplantıları sabote etmek için ciddi hazırlıklar yaptı.

SALİH SARIKAYA İSTANBUL -[ÖZEL HABER]- 03.10.2009

Sol örgütlerin, İstanbul’da 5-6 Ekim 2009 tarihlerinde gerçekleştirilecek olan IMF-Dünya Bankası Toplantıları’nı sabote etmek için hazırlık yaptığı bildirildi. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve emniyet, gerçekleştirilecek eylemlere karşı İstanbul Valiliği’ni uyardı. Güvenlik birimlerinin konuya ilişkin raporlarında sol örgütlerin toplantıları provoke etmek için saldırı hazırlığında olduklarına dikkat çekildi ve gerekli önlemlerin alınması istendi. IMF ve Dünya Bankası toplantılarını protesto etmek isteyen sol gruplar çeşitli internet sitelerinden yaptıkları duyurularla ‘zirveye gölge düşürme’ çalışmalarının programlarını yayınladılar. Bunlardan “http://www.kaypakkaya-partizan.org”da yapılan açıklamalarda da “Zirveyi yaptırmayacağız” sloganıyla program karşıtı bir birlik oluşturduklarını ifade ediyorlar. Sitede yapılan açıklamada, “Devrimci güçler tarafından kurulan IMF ve Dünya Bankası Karşıtı Birlik, IMF ve Dünya Bankası haydutlarına İstanbul’u dar etmek için alanlara çıkmaya hazırlanıyor.” denildi.

IMF’ye yönelik ilk eylem önceki gün Bilgi Üniversitesi’nde konuşan IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn’a karşı yapıldı. Birgün Gazetesi editörü ve ÖDP üyesi Selçuk Özbek adındaki gösterici, konuşması sırasında Kahn’a ayakkabısını fırlatmış ancak isabet ettirememişti.

ZAMAN

 
Leave a comment

Posted by 23 Mayıs 2012 in Sol Örgütler

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

Devrimci Karargah karanlık eylemlerle Türkiye’yi kana bulayacaktı

Devrimci Karargah

Devrimci Karargah Türkiye lideri Ulaş Erdoğan örgütün Ergenekon bağlantılarının kendisini şüpheye düşürdüğünü ifade etti.

Devrimci Karargâh örgütüne yönelik 5 ilde eşzamanlı yapılan operasyonlar, örgütün 11 Eylül benzeri sansasyonel eylem hazırlıklarını deşifre etti. İstanbul, Ankara, Aydın, Denizli ve Diyarbakır’da gözaltına alınanlardan 8′i tutuklandı.

SALİH SARIKAYA İSTANBUL -[ÖZEL HABER]- 04.10.2009

Korkunç planlarını itiraf eden zanlılar, 11 Eylül’deki gibi uçak kaçırma, ünlü isimlere suikast, gazetemiz Zaman’a saldırı, lüks araç ve sahil kentlerindeki yatları yakma gibi eylemlerle Türkiye’yi kaosa sürüklemeyi amaçladıklarını anlattı. El konulan dokümanlardaki şifreli metinlere göre örgüt, demokratik açılım sürecini baltalamak için toplumu tahrik edecek provokatif eylemler planladı. Tuzla’daki bazı tersanelere bombalı saldırılar gerçekleştirilip, Mehmet Ağar’a ve bazı işadamlarına yönelik suikastlar yapılacaktı. Halkın öfkesini artırmak için de mahalleler benzinle ateşe verilerek sokaklardaki tüm araçlar yakılacaktı.

Örgütün Türkiye lideri Ulaş Erdoğan ve İstanbul liderinin de aralarında bulunduğu 17 kişi emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından savcı tarafından sorgulandı. Şahıslardan 10′u tutuklanmaları istemiyle Nöbetçi 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk edildi. Şüphelilerden Ulaş Erdoğan ‘terör örgütü yöneticisi olmak’, diğer 7 isim ise ‘terör örgütü üyesi olmak’ suçundan tutuklandı. Şüpheliler dün gece geç saatlerde Metris Cezaevi’ne gönderildi. Örgütün tüm dokümanlarının ve arşivinin ele geçirildiği operasyonlarda Ergenekon ve Devrimci Karargâh arasındaki bağlantıları ortaya çıkardığı için Zaman Gazetesi’ne yönelik saldırı emirleri de bulunuyor. Yurtdışından gelen talimatlarda gazetemizin tüm bina, depo, kamyon ve baskı makinelerinin yakılması isteniyor. Örgütün, Türkiye liderinin Ergenekon ve diğer derin yapılarla bağlantıları fark etmeye başlamasıyla süreci yavaşlattığı tespit edildi.

‘ERGENEKON BAĞLANTILARI BENİ ŞÜPHELENDİRDİ’

Devrimci Karargâh Örgütü’nün Türkiye lideri Ulaş Erdoğan’ın, emniyette verdiği ifadede örgütün derin bağlantılarından şüphelendiğini söylediği öğrenildi. Erdoğan’ın, yaptıkları tüm eylem planlarının kabul edilmesine rağmen Mehmet Ağar’a yönelik suikastın reddedilmesinin kendisinde şüphe uyandırdığını anlattığı öne sürüldü. Edinilen bilgilere göre, şüpheli, ifadesinde şunları kaydetti: “Son zamanlarda örgütün Ergenekon bağlantısı ve derin ilişkilerini gördükçe örgüte karşı şüpheli olmaya başladım. Yurtdışından gelen emirlerdeki çelişkiler beni büyük çelişkiye düşürdü. Özellikle Tuzla’daki tersaneye yönelik eylem emri beni çok düşündürdü.” 1995′te MLKP’den ayrılan Erdoğan, Çeçenistan’da 14 ay kalmış ve burada eğitim alarak sol gruplara karşı savaşmış. İfadesinde ciddi bir bulaşıcı hastalığının olduğunu ve en fazla bir yıl yaşayabileceğini de belirtmiş.

DEVRİMCİ KARARGAH PKK KAMPLARINDA EĞİTİM GÖRÜYOR

Yakalananlar arasında üniversite öğrencileri de bulunuyor. Örgüt elemanları arasında PKK kamplarında eğitim görenler de var. Yetkililer, tüm terör örgütlerinin önce taban oluşturup daha sonra eyleme geçtiğini vurguluyor. Bu örgüt ise daha önce kurgulanmış hazır bir yapılanmayla anında eyleme geçmiş. Legal yapılanmanın üniversite ayağını oluşturmak için Devrimci Gençlik Cephesi kurulmuş. Ayrıca Ataköy Marina ile Taksim Gümüşsuyu’nda bulunan araçların da örgütün hedefinde olduğu iddia ediliyor. Örgütün uçak kaçırma eylemi için elemanlarını Sabiha Gökçen Havalimanı’na yerleştirdiği belirtiliyor.

ZAMAN

 
Leave a comment

Posted by 23 Mayıs 2012 in Devrimci Karargah

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Begüm’e uyuşturucuyu öğretim görevlisi verdi

Begüm Veral’e uyuşturucuyu AMATEM’de tanıştığı öğretim görevlisinin verdiği iddia edildi.

Kadıköy’de 30 Ağustos akşamı arkadaşının evinde aldığı aşırı dozda eroin yüzünden hayatını kaybeden Begüm Veral’la ilgili tüyler ürpertici bir bilgiye ulaşıldı.

SALİH SARIKAYA İSTANBUL – 27.09.2009

Genç kıza uyuşturucuyu temin eden kişinin, İstanbul AMATEM’de tanıştığı Kocaeli Üniversitesi Kimya Bölümü öğretim görevlisi Aylin B. olduğu ileri sürüldü. Uyuşturucu kullandığı öğrenilince 1998 yılında okulla ilişiği kesilen Aylin B., önceki gün Bayram P. isimli torbacıdan uyuşturucu satın alırken gözaltına alındı. Torbacıyla birlikte dün adliyeye sevk edilen Aylin B.’nin, beyaz zehire bir öğrencisi tarafından alıştırıldığı belirtildi. Polis, yaptığı incelemede Begüm’ün kullandığı dozda uyuşturucunun normal şartlarda ölüme sebebiyet vermeyeceğini; ancak genç kızın aldığı uyuşturucunun saflık derecesi normalden yüksek olduğu için hayatını kaybettiğini tespit etti.

AMATEM’de 2009′un Ocak ve Şubat aylarında uyuşturucu tedavisi gören Begüm Veral’in ölümü, tüm dikkatleri ülkedeki uyuşturucu kullanımına yöneltti. Genç kıza uyuşturucuyu temin edenleri yakalamak için harekete geçen İstanbul Emniyet Müdürlüğü ekipleri, çalışmalarına Begüm’ün yakın çevresi ve arkadaşlarını incelemeye alarak başladı. Polis, araştırma sonucunda uyuşturucu kullandığı için meslekten atılan eski bir öğretim görevlisine ulaştı. Aylin B. adlı eski öğretim görevlisinin Begüm Veral’la AMATEM’de tedavi gördüğü sırada tanıştığı öğrenildi. Genç kızın, daha sonra Kadıköy’de oturan eski öğretim görevlisiyle sık sık buluştuğu belirlendi. Edinilen bilgiye göre narkotik ekipleri, uzun süredir takip ettikleri Aylin B.’yi önceki gün uyuşturucu satıcısı Bayram P.’den 6 paket halinde 300 gr eroin alırken suçüstü yakaladı. Şube müdürlüğünde sorgulanan Aylin B.’nin olay günü Begüm’le buluştuğu ve eroini verdiği kaydedildi. Sorğusunda kendisini 15 yıl önce bir öğrencisinin uyuşturucuya alıştırdığını ifade eden zanlının, AMATEM’den çıktıktan sonra haftada 2-3 defa Begüm’le buluştuklarını itiraf ettiği ileri sürüldü. Daha önce de “uyuşturucu satmak ve kullanmak” suçlarından sabıkası olan Aylin B. ve Bayram P., Emniyet’teki işlemlerinin ardından dün İstanbul Adliyesi’ne gönderildi.

 
Leave a comment

Posted by 23 Mayıs 2012 in Uyuşturucu

 

Etiketler: , , , , , ,

PKK’dan demokratik açılıma ‘molotoflu’ provokasyon

İstanbul Gazi Mahallesi’nde bölücü terör örgütü PKK lehine slogan atıp, işyerleri ve bankalara molotofkokteylli saldırılarda bulunan 3 kişi yakalandı.

SALİH SARIKAYA İSTANBUL – 18.09.2009

Zanlıların, Abdullah Öcalan’ın hazırladığı yol haritasının, avukatlarına teslim edilmesine izin verilmemesini protesto etmek için eylem hazırlığı yaptıkları öğrenildi. İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri eylem hazırlığı yapan bölücü terör örgütü üyelerini takibe aldı. Zanlıların Gazi Mahallesi’nde bir inşaatta molotofkokteyli yaptıklarının belirlenmesi üzerine operasyon düzenlendi. Molotofkokteyli yapan T.A. , F.A. ve Y.H. gözaltına alındı. Yaşları 20 ile 22 arasında değişen 3 zanlıyla birlikte eylemlerde kullanılmak üzere hazırlanmış 62 adet molotofkokteyli, 49 adet molotofkokteyli yapımında kullanılan boş şişe, 13 litre benzin, 2 kg toz deterjan ve 2 adet maske ele geçirildi.

Zanlıların yakalanmasıyla birlikte 7 ay içinde gerçekleştirilen 5 eylem de aydınlatıldı. Zanlıların 15 Şubat, 17 Mayıs ve 15 Ağustos’ta işyerlerine molotofkokteylleri attıkları, 28 Haziran’da bir banka şubesine molotoflu saldırıda bulundukları ve 26 Ağustos’ta da örgüt lehine slogan atıp izinsiz gösteri yaptıkları belirlendi. Zanlılar, sorgularında bölücü terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan’ın hazırladığı yol haritasının, avukatlarına teslim edilmesine izin verilmemesini protesto etmek için eylem hazırlığı yaptıklarını söyledikleri öğrenildi.

ZAMAN

 
Leave a comment

Posted by 23 Mayıs 2012 in PKK - KCK

 

Etiketler: , , , ,

Televizyonların baskısına dayanamadığı için reyting şirketini sattı

AGB’nin kurucularından Alişanoğlu Zaman’a konuştu: Televizyonların reyting baskısına dayanamadığım için şirketi sattım

Emniyetin reyting operasyonuyla gündeme gelen AGB’nin kurucularından Hilmi Köksal Alişanoğlu, bazı medya kuruluşlarının, izlenme oranlarının yüksek gösterilmesi için 20 yıldır ölçüm şirketlerine baskı yaptığını söyledi. Buna uzun süre direndiğini belirten Alişanoğlu, “Ancak direncimiz yetmedi. Dayanamayacağımızı anlayınca 1994′te şirketi yok pahasına devrettik.” dedi.

SALİH SARIKAYA İSTANBUL -[ÖZEL HABER]- 18.12.2011

Emniyetin, televizyonların izlenme oranlarının ölçümünde usulsüzlük yapıldığı ve bu sayede haksız kazanç elde edildiğine ilişkin iddialar üzerine başlattığı operasyon, gözleri reyting izleme şirketlerine çevirdi. Tartışmanın odağındaki AGB’nin kurucuları arasında yer alan işadamı Hilmi Köksal Alişanoğlu, reyting ölçüm şirketlerine bazı medya kuruluşlarının 20 senedir baskı yaptığını öne sürdü. Alişanoğlu, 1989 yılında kurdukları AGB’yi baskılara dayanamayarak 1994′te yok pahasına devrettiklerini söyledi.

Bir reyting ölçüm şirketi sahibi işadamının başından geçenleri konu edinen ‘Komünist İşadamı’ kitabının yazarı Hilmi Köksal Alişanoğlu, Emniyet’in operasyonunu Zaman’a değerlendirdi. “O kadar çok kurum, o kadar çok yapımcı şirketin üzerinde oynuyor ki.” diyen Alişanoğlu, sırf bu sebeplerden dolayı en son çare olarak AGB’yi devrettiklerini aktardı. Medyanın yıllardır ölçüm şirketlerine baskı uyguladığını iddia eden Alişanoğlu, ‘Komünist İşadamı’ kitabında bu baskıları detaylarıyla anlattığını ifade etti. Kendi kurduğu şirketin bugüne kadar kasıtlı bir şey yaptığına inanmadığını dile getirirken, denek listelerinin yıllardır baskı ve şiddetle ele geçirildiğini kaydetti.

1992 yılında da listelerin medya tarafından ele geçirildiğini belirten Alişanoğlu, o dönemde yaşananları şöyle anlattı: “1991 yılında bir televizyon kanalı reytinglerinin düşük olduğu gerekçesiyle üzerimize geldi. ‘Reytinglerimizi düzeltin.’ dediler. Daha sonra PTT ile birlikte baskına geldiler ve bizden listeleri istedi. Biz de PTT’ye bu listeyi verdik. Ancak bir zaman sonra aynı televizyon kanalı yine ‘Reytinglerimiz düşüyor.’ diyerek üzerimize geldi ve bize bir toplantıda ‘Listeleriniz dışarıya sızıyor.’ diyerek listeleri gösterdiler. O liste bizim üzerinde el yazımızın bulunduğu ve PTT’ye verdiğimiz listeydi. O yıl operasyonları durdurmak zorunda kaldık.”

Hilmi Köksal Alişanoğlu, medya kuruluşlarının baskıları üzerine devrettikleri AGB’nin daha sonra da itibarını kaybettiğini ifade etti. Kitabında, son günlerde gündemi meşgul eden televizyon reyting ölçümü ve ölçümler sırasında yapılan hileleri detaylı şekilde ele aldığını hatırlatan Alişanoğlu, kurucusu ve ortağı olduğu Bileşim, Bileşim Medya ve AGB’de yöneticilik görevlerinde bulunmuştu.

Kaynak: ZAMAN

 
Leave a comment

Posted by 22 Mayıs 2012 in Reyting Operasyonu

 

Etiketler: , , , , , , , ,

Organ mafyası, nakil masraflarını da devlete fatura etmiş

Gaziosmanpaşa Savcılığı’nın yürüttüğü soruşturmaya göre organ mafyası, 16 ayda yaptığı 74 nakli özel hastanelerde gerçekleştirdi. Özel hastanelerin SGK’dan alınan gelirler sebebiyle organ mafyasına göz yumduğu iddia ediliyor.

Fakirlerden ucuza satın aldıkları böbrekleri, zengin hastalara fahiş fiyata pazarlayan organ mafyası, ameliyat giderlerini de SGK’dan almış. Hasta başına devlete 33 bin lira fatura kesen çete üyelerinin, yasa dışı yollarla 16 ayda 74 nakil yaptığı SGK raporlarıyla gün yüzüne çık-tı. Ameliyatları yaptığı iddiasıyla gözaltına alındıktan sonra serbest kalan Prof. A.G.’nin ise nakillere devam ettiği öğrenildi.

SALİH SARIKAYA, İSTANBUL -[ZAMAN MANŞET - ÖZEL HABER]- 22.11.2011

Sahte kimlik ve masabaşı evliliklerle akraba gösterilen kişilerden böbrek nakli yapan organ mafyasının, her ameliyat için devletten kişi başına 33 bin lira para aldığı ortaya çıktı. Bu miktarın her böbrek naklinde ödendiği, bunun haricinde uygun organ vericisinin tespiti için yapılan tahlil ve tetkiklerin de devlete fatura edildiği Sosyal Güvenlik Kurumu raporlarına yansıdı. Gaziosmanpaşa Savcılığı’nın yürüttüğü soruşturma ile ortaya çıkan bilgilere göre, diyaliz merkezlerinde zengin hasta belirleyen mafya üyeleri, daha sonra bu kişilere böbrek nakli yapacak ihtiyaç sahibi vatandaşları bulmak için kahvehane ve köyleri geziyor. Anlaşma sağlanan fakir vatandaş adına düzenlenen sahte belgelerle bu kişiler, organ nakli yapılacak hastanın akrabası gibi gösteriliyor. Daha sonra 20 bin liraya satın alınan böbrekler, 100 bin liradan başlayan fiyatlarla pazarlanıyor. İstanbul Mali Şube ekiplerinin başarılı operasyonuyla çökertilen organ mafyasının, bir buçuk yılda bu şekilde 74 kişinin böbreğini naklettiği öğrenildi. Ameliyatlar için bazı özel hastaneleri kullanan çetenin, işbirliği yaptığı iddia edilen Prof. Dr. A.G. ile nakillerde koordinatör olarak çalışan Y.G. soruşturmanın başladığı temmuz ayında gözaltına alındı. Bu isimler, gelişme üzerine çalıştıkları Özel G. Hastanesi’nden ayrıldı. Ancak Prof. A.G.’nin, Özel U.Ç. Hastanesi’nde hâlâ organ nakli yapmaya devam ettiği belirlendi.

Türkiye’de organ nakli sadece alıcının en az iki yıldan beri fiilen birlikte yaşadığı eşi ya da dördüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımlarından yapılabiliyor. Bunun dışında da sadece illerde kurulacak Etik Komisyonu’nun onaylaması halinde gerçekleştirilebiliyor. Özel G. Hastanesi’ne operasyon düzenleyen Mali Şube ekipleri, Mart 2010′dan itibaren yapılan 256 böbrek naklini incelemeye aldı. Şüphelendiği 74 kişinin de gerçek böbrek verici olup olmadığının tespiti için çalışma yürüttü. Bu 74 kişinin, organ mafyasının temin ettiği ‘böbrek vermek isteyen’ ve ‘böbrek almak isteyen’ zor durumdaki şahıslara aracılık ederek yüksek miktarlarda menfaat temin ettiği belirlendi. Ayrıca organ mafyasının böbrek naklinde ortaya çıkabilecek yasal prosedürleri de ortadan kaldırmak amacıyla sahte belgeler düzenlediği ve kendi çalıştıkları hastanede nakil işlemini gerçekleştirdikleri ortaya çıktı.

İstanbul Mali Şube ekiplerinin organ mafyası üzerinde çalışmaları sırasında, nakiller üzerinden özel hastanenin diğer muayeneler hariç sadece ameliyat başına devletten 33 bin 480 lira para aldığı belirlendi. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından emniyete bildirilen raporda, her böbrek transplantasyonuna bu miktarın ödendiği, bu miktarın haricinde uygun organ vericisinin tespiti için yapılan tahlil ve tetkiklerin de ayrıca faturalandırıldığı bildirildi. Ameliyatların gerçekleştirildiği özel hastanenin bu gelirler nedeniyle organ mafyasına göz yumduğu iddia ediliyor.

Organ mafyası üyelerinin, diyaliz merkezlerinden zengin hasta belirleyip daha sonra bu hastalara böbrek nakli yapacakları paraya ihtiyacı olan kişileri bulmak için kahvehane ve köylerde aramaya çıktıkları belirlendi. Tespitlere göre çete, organ nakli yapılacak kişinin bir akrabası üzerine belgeler düzenleyerek organ bağışını akraba yapacakmış gibi gösteriyor ancak ameliyatlara 20 bin liraya anlaştıkları kahvehane ya da köylerde buldukları kişileri sokuyor. Böbrekleri 20 bin liraya fakir vatandaştan alıp 100 bin liradan başlayan fiyatlarla zenginlere satan organ mafyasının nakil işlemlerini Prof. Dr. A. G. yaptığı öne sürüldü.

Deşifre olan doktor, hastane değiştirmiş

Özel G. Hastanesi doktorlarından S.Ş.’nin soruşturma tutanaklarındaki ifadesi, yasa dışı organ naklini gözler önüne seriyor. Çalıştığı hastanede gerçekleşen A.Ç. ve M.Ç. arasındaki naklin yasal prosedürlere uygun olmadığını belirten S.Ş.’ye karşı Prof. Dr. A. G., “Sorumluluk bana ait.” diyerek ameliyata onay vermiş. Ameliyatları yapan Prof. G., olayların açığa çıkmasıyla önce organ nakli koordinatörü Y. G. ve ekibiyle Özel M.G. Hastanesi’ne daha sonra da Özel U. Ç. Hastanesi’ne geçerek nakillere devam etti. Şu anda Özel U. Ç. Hastanesi’nde çalışan A. G., asıl mesleği genel cerrahlık olmasına rağmen 4 yıldır böbrek nakli ameliyatı yapıyor. Verdiği ifadede organ nakli ile ilgili herhangi bir şekilde alıcı ve verici temin etmediğini belirten profesör, görüşme içeriğinde hastanenin alması gereken bir parayla ilgili kendisinden imza istediklerini iddia etti.

Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan alınan organ mafyasının ameliyatlarla ilgili yazısında, özel sağlık kuruluşunun gerçekleştirdiği her böbrek nakli karşılığında devletten büyük miktarda haksız gelir elde ettiği belirtiliyor. Raporlarda, böbrek nakillerinin maddi getirisinin yüksek olması sebebiyle hastane yönetiminin yasa dışı nakillere başvurduğu ifade ediliyor.

Bu arada emniyet raporlarında organ ve doku ticareti, kişilerin hem hayat hakkı hem de vücut bütünlüğünü tehdit eden bir suç olarak tanımlanıyor. Organ alan ve satan şahısların aralarında illegal anlaşma yaptıklarına işaret edilen raporlarda ayrıca şahısların maddi durumlarının bu suçun işlenişinde etkili olduğu ve suç örgütlerinin alıcılar ile vericiler arasında irtibatı sağlayarak işlemleri organize ettiği anlatılıyor.

Kaynak: ZAMAN

 
Leave a comment

Posted by 22 Mayıs 2012 in Organ Mafyaları

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

Balyoz’da 1. Ordu Başsavcısı’ndan itiraf: Bilirkişi, yazdığı rapor yüzünden ‘tayin’ edildi

Balyoz soruşturması kapsamında hazırlanan son iddianamede, askerî bilirkişi raporları arasındaki uçuruma dikkat çekiliyor.

Balyoz darbe planı soruşturması kapsamında kabul edilen üçüncü iddianamede, askerler tarafından hazırlanan bilirkişi raporları arasındaki çelişkiye dikkat çekiliyor. ‘Balyoz’un bir darbe planı olduğu aktarılan ilk raporu yazan Binbaşı Ahmet Erdoğan’ın sürgün edildiği aktarılıyor. 1. Ordu Başsavcısı Albay Bülent Münger de Erdoğan’ın raporun ardından ‘tayin’ edildiğini itiraf ediyor.

SALİH SARIKAYA İSTANBUL -[ÖZEL HABER]- 25.11.2011

Balyoz soruşturması sürerken internete düşen ses kayıtlarından biri de aralarında 1. Ordu Başsavcısı Albay Bülent Münger’in de bulunduğu askerî hukukçulara ait olduğu ileri sürülen kayıttı. Askerî hukukçular, hararetli bir şekilde Balyoz planı ve CD’leri tartışıyordu. Albay Bülent Münger, Balyoz CD’lerini incelediğini ve siviller tarafından hazırlanmasının imkânsız olduğunu anlatıyordu. Şu ifadeleri kullanıyordu: “1. Ordu ve kolordular arası yazışmalar ve emirler darbe planlandığının delili. Sivil savcılar literatürü bilmediği için daha anlayamadılar. (…) Balyoz ile 12 Eylül planları örtüşüyor, üzerinden çalışmışlar. 12 Eylül darbe planının bütün şeyleri CD’ye taranmış vaziyette. Hepsi uyuşuyor. (…) Süha Tanyeri, 12 Eylül planlarını, diğer plan subaylarının haberi olmadan arşivden kendisinin çıkardığını itiraf etti. Ben size bir şey söyleyeyim mi? Daha bu, buzdağının görünen yüzü. Süha Tanyeri’ye sorduk onu. Adam diyor, biz çıkarttık gittik arşivden. (…) Ben size Balyoz CD’lerini vereyim. Hiçbirisine yalan diyemiyorsunuz. Yapamaz siviller, mümkün değil ve bütünlüğü bozan bir şey yok.”

Albay Münger, kayıtta ayrıca Balyoz CD ve belgeleriyle ilgili soruşturma kapsamında rapor hazırlayan ilk askerî bilirkişi Ahmet Erdoğan’ın nasıl sürüldüğünü de kayıtta anlatıyordu. Binbaşı Erdoğan, söz konusu raporunda Balyoz’un, plan seminerinin çok ötesinde bir darbe hazırlığı olduğunu aktarmıştı. Bunun üzerine de sürgün edilmişti. Ses kaydı mart ayında internete düştü. Harekete geçen savcılar, ekim ayında Albay Bülent Münger’i ‘tanık’ sıfatıyla sorguladı. Münger, bazı belge ve CD’ler ortaya çıkınca askerî hukukçu arkadaşlarıyla konuştuklarını doğruluyor. Ancak ses kaydının içeriğinin çarpıtıldığını savunuyor.

Bülent Münger’e, ilk askerî bilirkişi raporunu hazırlayan Ahmet Erdoğan da soruluyor. Münger, Balyoz’un bir darbe planı olduğunu doğrulayan Erdoğan’ın raporu hazırlamasının hemen ardından tayin edildiğini doğruluyor. Münger, “Benim yürüttüğüm bir soruşturmada tayin edilmiş genç bir bilirkişi olan Ahmet Erdoğan’ın vermiş olduğu rapor nedeniyle tayin görmüş olmasına üzülmüştüm.” ifadelerini kullanıyor.

SONRAKİ BİLİRKİŞİLERE GÖZDAĞI VERİLDİ

Savcılık, askerî bilirkişi raporlarındaki ‘çelişkiye’ dikkat çekiyor. İlk raporu hazırlayan Erdoğan’ın sürgün edilmesinin daha sonra rapor hazırlayacak isimler için bir ‘gözdağı’ olduğunu aktarıyor. Kurmay Binbaşı Ahmet Erdoğan tarafından hazırlanan bilirkişi raporunun askerî makamlar tarafından hazırlanan ilk bilirkişi raporu olma özelliği taşıdığına dikkat çekiliyor. İddianamede, “Ne derece objektif davranabilecekleri ve önceki bilirkişinin tayininin tesiri altında kalıp tarafsız rapor verebilecekleri hususu tartışma konusudur.” ifadeleri kullanılıyor. Daha sonra hazırlanan bilirkişi raporlarının da sanıklar lehine çıkması, savcılığın tezini doğrular nitelikte. Bu raporların birçoğunun soruşturma geçiren askerî personelin görev yaptıkları kurum tarafından hazırlandığı belirtiliyor. Bu sebeple tarafsızlığı konusunda tereddüt meydana geldiği ifade ediliyor.

Kaynak: ZAMAN

 
Leave a comment

Posted by 22 Mayıs 2012 in Balyoz Davası

 

Etiketler: , , , , , ,

KCK’da dağa adam çıkarmanın ödülü 7 bin lira

Tanıklardan Erkan Yanıt savcılık ifadesinde tehditle korsan eylemlere katıldığını anlattı.

Tehditle korsan eylemlere götürüyorlar

KCK iddianamesinde tanıklardan Erkan Yanıt, savcılık ifadesinde tehditle korsan eylemlere katıldığını ve ilçelerden kırsala adam gönderenlere 7 bin lira verildiğini anlattı.

SALİH SARIKAYA İSTANBUL -[ÖZEL HABER]- 07.04.2012

PKK’nın örgütün kırsal alana eleman aktarımını nasıl yaptığını da detaylarıyla anlatan Yanıt, bu işi yapanların kolay kolay cep telefonu kullanmadığını hatırlatıyor. Eleman aktarımı işinin ilçe BDP’lerde kültür merkezlerine gelen Kürt kökenli 15-27 yaş grubu gençlerle sağlandığının altını çizen Yanıt, öncelikle folklor, tiyatro, saz kursu ve buna benzer etkinliklerle geliş gidişlerin sağlandığını belirtiyor. Belli bir süre geçtikten sonra gelen gençlere PKK terör örgütünün propagandası yapılarak siyasî eğitim veriliyor ve en sonunda kırsala gönderiliyorlar. Eleman aktarımı yapısı içerisinde faaliyet yürüten şahıslar kırsal alana gönderilen kişi başına 7 bin lira para alıyorlar.

 
Leave a comment

Posted by 22 Mayıs 2012 in PKK - KCK

 

Etiketler: , , , , , , ,

İşte Balyoz planının kozmik CD’leri

‘Balyoz’ davasının bir numaralı sanığı Çetin Doğan’ın kızı Pınar Doğan ve damadı Dani Rodrik’i ‘belgelerin’ sonradan üretildiğini savunuyor. Ancak sivil memurların ifadeleri iki ismi de yalanlıyor.

Çetin Doğan’ın kızı ve damadı tarafından gündeme getirilen Balyoz CD’le-rinin gerçek olmadığı iddialarını çürüten deliller ortaya çıktı. CD’lerin orijinal fotoğraflarının yanı sıra ek klasörlerdeki askerî savcılık soruşturmaları ve TÜBİTAK ile Emniyet kriminal raporları ‘CD’ler sonradan üretildi’ iddialarını yalanlıyor. 1. Ordu’nun kozmik odasında görevli sivil memurlar Melek Üçtepe ile Sevilay Bulut da ifadelerinde CD’leri kendilerinin hazırladığını ifade ediyor.

SALİH SARIKAYA İSTANBUL -[MANŞET - ÖZEL HABER]- 03.01.2011

Balyoz darbe planı davasının bir numaralı sanığı Çetin Doğan’ın kızı ve damadının ‘CD’ler sonradan üretildi’ iddialarını yalanlayan yeni belgeler ortaya çıktı. Davanın en önemli delilleri arasında yer alan 19 CD’nin orijinal resimleri üzerindeki el yazıları ve parmak izleri, plan CD’lerinin 2003 yılında oluşturulduğunu ispatlıyor. Aynı dönemde 1. Ordu’da görevli sivil memurlar Melek Üçtepe ile Sevilay Erkani Bulut da askerî ve özel yetkili savcılıkta verdikleri ifadelerde CD’leri bizzat kendilerinin hazırladıklarını kabul ediyor. Sivil memurların, askeri savcı tarafından fotoğrafları gösterilen CD’lerin içeriklerini doğruladığı, Balyoz iddianamesinin ek klasörlerinde yer alıyor. Üzerinde ‘Or.K.na’ yazılı 11 No’lu dosyanın ordu komutanına takdim edilecek dosyaları içerdiğini aktaran sivil memur, bunların kendi hazırlama tekniklerine uyduğunu vurguluyor. TÜBİTAK ve Emniyet Kriminal incelemeleri de bu ifadeleri doğruluyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bilirkişi raporlarında ise dosyaların oluşturulma ve son kaydetme tarihlerinin 2003 yılına ait olduğuna işaret ediliyor. CD’lere sonradan ekleme yapılmadığı, dosyalarda kayıt yapan kişiler ve işlem zamanlarının da tek tek tespit edildiği belirtiliyor.

Darbe toplantılarının yapıldığı iddia edilen 2003 döneminde 1. Ordu’da çalışan sivil memurlar Melek Üçtepe ve Sevilay Erkani Bulut, askeri savcılıkta ve özel yetkili savcılıkta verdikleri ifadelerde, CD’leri bizzat kendilerinin hazırladıklarını ifade ediyor. TÜBİTAK ve Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Laboratuvarları’na ait incelemeler de CD’ler üzerindeki notların ve parmak izlerinin sivil memurlara ait olduğunu gösteriyor. Balyoz davasının delilleri arasında yer alan 19 CD’nin fotoğrafları tüm gerçekliği gözler önüne seriyor. Örneğin tartışmalı hale getirilen 11 numaralı CD’nin üzerinde Or.K.na yazısı bulunuyor. Sivil memur Sevilay Erkani Bulut, askeri savcıya verdiği 25 Şubat 2010 tarihli ifadesinde, “Or.K.na dosyası ordu komutanına takdim edilecek dosyaları içermektedir. Bizim hazırlama tekniğimize uygundur. 1. Ordu klasörü içerisinde yer alan Balyoz Güvenlik Harekat Planı’nda yer alan dosyalar diğer dosyalarla uyumludur, kullanıcı adı olarak (kayıt yapan bilgisayarı kastediyor) benim emekli sicil numaram, Hrk.Bşk., Nazlı gibi isimler yer almaktadır. Yukarıda belirttiğim gibi yaptığımız çalışmalara benzemektedir.” diyor. Askeri savcının orijinal belgeler klasöründe CD’lerin kapaklarını gösterdiği Bulut’tan aldığı cevap da çok net: “CD’lerin resimlerini incelediğimde söz konusu resimler bizim plan odasında yapılan çalışmaların kaydedildiği ve arşiv amacıyla numaralanarak evrak odasına koyduğumuz CD’lerdir. Evrak odasında kilitli çekmeceli demir karteks dolabının içerisinde muhafaza edilmekteydi, bunun sorumluluğu Melek Hanım ve bendeydi.”

Melek Üçtepe ise 25 Şubat 2010 ve 1 Mart 2010 tarihinde iki kez askeri savcı karşısına çıkıyor. Üçtepe, ‘Plan Odası’ olarak adlandırılan 1. Ordu Komutanlığı Kozmik Bürosu’ndaki kayıtları yapılan CD’lerin üstündeki el yazılarının kendisine ait olduğunu söylüyor ve çarpıcı bilgiler veriyor: “O.E.Y.T.S birliklere gönderilmişti, birlikler senaryoya göre hal tarzlarına hazırlayacaklardı. İç ve dış tehdidi aynı zamanda Egemen Harekat Planı’nı nazara alarak kendi görev alanları ile ilgili soruların cevaplarını ve bunlara uygun davranış tarzlarını, senaryoya göre sıkıyönetim ilanı gerekmekte ise sıkıyönetim hal tarzlarını hazırlamakla görevliydiler. Hazırlıkların somut verilere dayanması hususundaki emri hatırlıyorum, ancak bunun sebebini bilemiyorum.” Üçtepe, çok gizli belgelerin senet karşılığı alındığını ve kozmik bürodan çıkarılmasının güçlüğünü anlatıyor. Ayrıca memurlar CD’lerin üzerindeki el yazıları, saklandığı yer ve CD içerikleriyle ilgili de çok detaylı bilgiler veriyor. Askeri Savcı Hakim Albay Bülent Münger’in aldığı ifadesinde Sevilay Erkani Bulut, kamuoyunda tartışmalı hale getirilmeye çalışılan ve 11 No’lu CD olarak bilinen dosyaların kendileri tarafından hazırlandığını dile getiriyor. Bulut, ifadesinde bu CD’lerin kendileri tarafından hazırlandığını, tamamının plan seminerinin bitmesinden sonra kozmiğe kaldırıldığını, bilgisayarlarında toplanan tüm word belgelerini, dosyaları, power point sunumları bu CD’lere kendisi ve Melek Üçtepe’nin aktardığını anlatıyor. Sivil memur Üçtepe ise askeri savcıya verdiği ifadesinde Harekât Başkanlığı’nın plan odası diye bilinen kozmik odaya sınırlı sayıda kişinin girebildiğini belirtti. Üçtepe, ifadesinde, bu odanın güvenlik seviyesinin çok üst düzeyde olduğunu ve belirli kişiler dışında bu odalara giriş yapılamadığını kaydediyor. Sivil memur Melek Üçtepe’nin verdiği ifadeye göre 1. Ordu Komutanlığı’nda bulunan kozmik odaya o dönemde girebilenlerin isimleri şöyle: Harekat Başkanı Süha Tanyeri, Şube Müdürü Bülent Tunçay, plan subayları Bayram Tanrısevdi, Erol Türeli, Tanju Posher, sivil memurlar Sevilay Erkani Bulut ve Melek Üçtepe.

CD’lerde son 10 işlemi yapanlara ulaşılabiliyor

CD’lerin orijinalleri üzerindeki ifadeler ve el yazıları ile parmak izleri, 195 kişinin yargılandığı Balyoz darbe planı iddialarına yönelik soruşturmada Çetin Doğan’ın kızı ve damadının ortaya attığı iddiaların gerçek dışı olduğunu gözler önüne seriyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Bilirkişi Raporu’na göre de dosyaların oluşturulma ve son kaydetme tarihlerinin 2003 yılı ve öncesine ait olduğu ifade ediliyor. Raporda, CD’lere sonradan ekleme yapılmadığı da belirtiliyor. CD’ler üzerinde yapılan incelemede, dosyalarda kayıt yapan kişiler ve işlem zamanlarının da tek tek tespit edildiği aktarılıyor.

Ayrıca CD’lerin iddia edildiği gibi sonradan üretim olması durumunda ekleme yapan kişiler rahatlıkla görülebiliyor. Bilirkişi raporlarına göre CD üzerinde işlem yapan ‘son on yazar’a rahatlıkla ulaşılabiliyor. Örneğin 19. CD’deki ‘Kapatılacak ve el konulacak dernekler.doc’ isimli dosyanın ilk olarak ‘Kubilay Aktaş’, daha sonra ‘HYILDIRIM’ ve en son olarak da Süha Tanyeri tarafından kaydedildiği görülüyor. Ayrıca dosya üzerinde yapılan isim değişikliklerine de dosyayla ilgili alt bilgilerden rahatlıkla ulaşılabiliyor. Soruşturma konusu 19 CD ile ilgili TÜBİTAK ve Emniyet Genel Müdürlüğü bilirkişilerince hazırlanan raporlarda ise belgeyi oluşturan, kullanan ve son kaydeden kullanıcı isimlerinin birçoğunun ‘Nazlı’, ‘m.Uctepe’, ’79964008′, ‘HRKBSK’, ’79561079′, ‘serkani’, ‘Suha TANYERİ’, ‘fserbest’ olduğunun belirlendiği ifade ediliyor.

Balyoz belgeleriyle ilgili yapılan TÜBİTAK ve Emniyet Kriminal raporlarına göre ‘Balyoz Harekât Planı’, plan kapsamında hazırlanan bazı belgeler, ‘Suga’ harekât planı kapsamında hazırlanan bazı belgeler ve yeniden yapılandırma safhasında savunma sanayii ile ilgili olarak hazırlanan bir belgede en son kaydedenin Süha Tanyeri olduğu görülüyor. Emniyet Kriminal raporlarına göre birçok belgenin yer aldığı 17 No’lu CD’nin seminerden önce, 11 No’lu olanın ise seminerin ilk gününün ardından komutana özel olarak hazırlandığı değerlendiriliyor.

Gece 04.00′e kadar çalıştık, ses kayıtları kaset olarak geldi

Balyoz davasının bir numaralı sanığı Çetin Doğan’ın kızı ve damadı, Balyoz CD’lerinin gerçek olmadığını, sonradan üretildiğini iddia ediyorlar. Doğan’ın kızı ve damadı, sivil memurların askerî savcılığa verdiği ifadeleri okumamış gözüküyor. Çünkü CD’leri hazırlayan sivil memurların ifadeleri gerçekleri tüm açıklığıyla ortaya koyuyor.

11 numaralı CD’nin üzerinde Or.K.na yazısı bulunuyor. Sivil memur Sevilay Erkani Bulut, ifadesinde, “Or.K.na dosyası ordu komutanına takdim edilecek dosyaları içermektedir.” diyor.

1. Ordu’da bulunan ‘kozmik’ odaya girebilen sivil memurlardan Sevilay Erkani Bulut, askerî savcılığa verdiği ifadesinde 1998 ve 2004 yılları arasında 1. Ordu Harekât Başkanlığı’nda sivil memur olarak görev yaptığını anlatıyor. 2003 yılı Mart ayında icra edilen plan semineri için yapılan hazırlık faaliyetleri ve icra safhasında kendisiyle birlikte sivil memur olarak Melek Üçtepe, harekât başkanı olarak Süha Tanyeri ve ordu komutanı olarak Çetin Doğan’ın görev yaptığını belirtiyor. Seminerden önce gece 03.00-04.00′e kadar çalışmaların olduğunu ve seminer öncesi ve sonrası plan çalışmalarının dosyalar halinde geldiğini, bunların CD ortamına alınıp plan odasının arka tarafındaki evrak odasına saklandığını ifade ediyor. Bulut, bu odaya girişin demir kapılı ve şifreli olduğunu anlatıyor. Kozmik odadaki güvenliğin en üst seviyede olduğunu anlatan sivil memur Bulut, buraya girişlerin yaka kartını tanıttıktan sonra şifre girilip ondan sonra kapının açıldığını dile getiriyor. Ayrıca görev yaptığı süre içerisinde 2003 ve 2004 yıllarında plan odasındaki evrak kısmından evrakların alınmadığını ve bir imha çalışması olmadığını da anlatıyor. Sevilay Erkani Bulut’a dosyaların gösterilmesi üzerine ise bu içeriklerin seminere hazırlık faaliyetleri kapsamında ve seminer sonrası CD’ler içerisinde getirdikleri dokümanlar olduğunu anlatıyor. Ayrıca seminerdeki konuşmaların kasete kaydedildiği için konuşmaların kaset olarak geldiğini ve evrak odasına konulduğunu belirtiyor. Bulut, ‘K.Özel’ klasörü içerisindeki ‘Balyoz Güvenlik Harekât Planı’ adlı dosya içeriğindeki world belgelerini incelediğinde dosyanın içinde bulunan çizelgeleri, ‘Diğer kiliseler ve sinagoglar’ adlı dosyayı hatırladığını belirtiyor. Yine bu kapsamda birçok harekât planı yazdıklarını ifade eden Bulut, ‘Balyoz Güvenlik Harekât Planı’ isimli dosya içeriğinin kendi yazım tekniklerine uygun olduğunu söylüyor.

BİNBAŞI: ANA KAPI ŞİFRELİ, ANAHTARI ÜÇ KİŞİDE

2008 yılından itibaren kozmik odada çalışmaya başlayan Plan Kurmay Binbaşı Ahsen Süren ise askerî savcıya verdiği ifadesinde, çalıştığı yerin üst düzey güvenlik kontrolünde olduğunu ve görevli üç-beş kişi dışında başka hiç kimsenin giremeyeceğini doğruluyor. ‘Kozmik’ oda sorumlu subaylarından Süren, ifadesinde, “Ana kapı şifreli, demir parmaklıklı, kartla açılan bir kapıdır, anahtarı üç kişide vardır, bunlar iki plan subayı ve plan hareket şube müdürüdür, anahtarlar bu kişilerde bulunmaktadır.” diye konuşuyor.

Kaynak: ZAMAN

 
Leave a comment

Posted by 22 Mayıs 2012 in Balyoz Davası

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

12 Eylül’de işkenceden ölümler ‘intihar’ diye kayda girdi

12 Eylül askeri darbesinden sonra işkenceden ölümleri intihar olarak kayıtlara geçtiler.

12 Eylül 1980 askerî darbesinde 171 kişinin işkence sonucu öldüğü belgelendi. 300 kişinin de şüpheli şekilde hayatını kaybettiği tespit edildi. Ancak işkenceden ölümler raporlara farklı şekilde yansıdı. Bazısının intihar ettiği, bazısının yakalandığı hastalık sonucu öldüğü açıklandı. Mamak’ta türlü işkencelere maruz kalan 18 yaşındaki Bekir Bağ’ın ölümü için şöyle kayıt düşüldü: “Kendini astı.”

SALİH SARIKAYA İSTANBUL -[MANŞET - ÖZEL HABER]- 16.05.2012

12 Eylül 1980 askerî darbesiyle ilgili davaya işkenceden hayatını kaybettiği halde normal ölümmüş gibi gösterilenlerin yakınları da müdahil olmaya hazırlanıyor. Dönemin Mamak Askerî Cezaevi Müdürü emekli Albay Raci Tetik’in 1 numaralı şüpheli olarak yer aldığı işkence soruşturması 59 ilde yürütülüyor. Darbe sonrasında 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi. Yaklaşık 300 kişinin ise kuşkulu bir şekilde hayatını kaybettiği tespit edildi. İşkenceden ölümler raporlara ‘normal ölüm’ olarak yansıdı. Tarihe ‘en kanlı darbe’ olarak geçen 12 Eylül askerî müdahalesinde 517 kişiye idam cezası verildi. Bunlardan 50′sinin infazı gerçekleştirildi. Ayrıca darbeye zemin hazırlamak için kurgulanan olaylarda binlerce vatandaş hayatını kaybetti. İhtilal sonrasında da ölümler bitmedi. Cezaevlerinde türlü işkencelere maruz kalan birçok mahkûm vefat etti. Bazısının intihar ettiği, bazısının yakalandığı hastalık sebebiyle öldüğü belirtildi. Ne cezaevlerinin kötü şartları ne de alınmayan güvenlik önlemleri sorgulandı. İşte çarpıcı iki örnek: Bursa’da işkence sonucu hayatını kaybeden Rafet Demir için ‘kendini 5. kattan attı’ dediler. Mamak’ta 18 yaşındaki Bekir Bağ sorguda işkenceyle öldürüldü. “Kendini astı” diye kayıtlara geçtiler.

12 Eylül sürecinde gözaltına alınan birçok kişi uğradıkları işkence ve kötü muamele sonrası hayatını kaybetti. Ancak ölenlerin hiçbirisinin ölüm sebebi kayıtlara ‘işkence’ olarak geçmedi. Darbecilere göre kimi ‘intihar’ etti, kimisi ise ‘hastalık’tan öldü. Kayıtlar da böyle tutuldu. Bursa’da işkenceyle öldürülen Rafet Demir’in ‘kendini 5. kattan attığı’ yazıldı. Mamak Cezaevi’nde işkence yapıldığı ortaya çıkmasın diye siroz hastası Hasan Alemlioğlu ölüme terk edildi. Ordu’da Nevzat Karayün’ün evi ‘teslim ol’ çağrısı bile yapılmadan tarandı. Malatya’da Mehmet Kazgan ölünceye kadar dövüldü. Yol üzerinde bir mezarlığa defnedildi. İskenderun’da 25 yaşındaki Ali Bakır ağır hastayken tekrar sorguya alınıp komaya sokuldu. Mamak’ta 18 yaşındaki Bekir Bağ sorguda işkenceyle öldürüldü. Cenazesi cezaevine götürüldü, ‘kendini astı’ diye rapor tutuldu. Bunlar gibi onlarca örnek var. Dönemin Mamak Askerî Cezaevi Müdürü emekli Albay Raci Tetik’in 1 numaralı şüpheli olarak yer aldığı işkence soruşturması sürüyor. İşkenceden ölenlerin yakınları da davaya müdahil olmaya hazırlanıyor.

Cezaevinde öldürülen 10 ülkücü için yargı yoluna gidecek olan Yusufiye Derneği Genel Başkanı Recep Küçükizsiz, cezaevlerinde ölen arkadaşlarının hesabını sormak üzere önümüzdeki günlerde Ankara Adliyesi’nde suç duyurusunda bulunacak. Küçükizsiz’in şahit olduğu olaylar işkenceden ölümleri gözler önüne seriyor. Darbenin ardından 11 yıl hapis yatan ve 19 yıl sürgün yaşayan Küçükizsiz, geçtiğimiz yıl Türkiye’ye dönebildi. 12 Eylül 2010 referandumunda da darbecilerin yargılanması için ‘evet’ oyu verdi. Darbe döneminde 2,5 ay cezaevinde işkence gören dönemin Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Mahir Damatlar ise iki öğretmenin öldürülüp camdan aşağı atıldığını söyledi. Bu öğretmenlerden birinin Aydın Demirkol, diğerinin ise Mehmet Kalmaz olduğunu belirtti. Damatlar, “Hüseyin Kurumahmutoğlu ise 1987 yılında namaz takkesi takıyor diye dövülerek öldürüldü. 10′larca şüpheli ölüm vardır. Bizi ayrıca işkence davasıyla ilgili çağırdılar. Zaten bizim müdahilliğimiz yanımızda öldürülen arkadaşlarımızdandı. Bunlar da yargılamanın konusu olmalıdır.” dedi. İşkencenin ortaya çıkmaması için hastaneye gönderilmeyip, Kayseri Zincidere Cezaevi’nde ölüme terk edilen Cumali Şimşek’in ağabeyi Turan Şimşek de işkencelerle ilgili hukukî süreci başlattıklarını söyledi. Şimşek, şöyle konuştu: “İçeride 10 ay yattı. Bu sürede işini bitirdiler. Namaz kılıyor diye koğuşta kafasını duvara vurmuşlar. Cenazeyi askerî hastaneden aldık. ‘Menenjitten öldü’ diye rapor verdiler.”

Zincidere Cezaevi’nde Cumali Şimşek’in işkencelerle öldürülüşünün canlı tanıklarından Mehmet Akkale ise şahit olduğu işkenceleri anlatırken bile yerinde duramayıp aynı acıları hissediyor. ‘Çarmıh’ işkencesi yapılıp altlarından sandalyenin çekildiğini, pazularına binlerce toplu iğne sokulup çıkarılıyormuş gibi acı hissettiklerini, bir ellerinin duvara kelepçelenerek günlerce aç susuz bekletildiklerini anlatıyor. Akkale: “Ben de yaşadığım için biliyorum. 10 dakika içinde sesin kesiliyor, bağıramıyorsun bile. Baygınlık oluyor. Bodrum kat sadece işkence içindi. Birinci kat ise sorgu ve işkence için kullanılıyordu.”

Kaynak: ZAMAN

 
Leave a comment

Posted by 22 Mayıs 2012 in 12 Eylül

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.